fenfkb
25 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

Eğitim

Şiir

Bilim

Diğer İçeriklerim (816)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (25)
21 04 2009

Ekosistem ve Çeşitleri

Canlılarla (hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar) içinde bulundukları maddi ortamı birleştiren fonksiyonel (işlevsel) bütün.
Yeryüzünde canlı yaratıkların tümü, biyosfer denilen ince bir kabukta yaşar. Biyosferin belirgin özelliği onu oluşturan hayvan ve bitki türlerinin çok çeşitliliği ve yapısındaki düzensizliktir. Bu düzensizlik, canlı yaratıklarla fizik ortam öğelerinin eşitsizlik eşitsiz dağılımında açıkça görülür. Ama bu çeşitliliğe karşın, canlıların biyosferdeki yerleşimi bir kargaşa şeklinde değildir. 1935 yılında İngiliz botanikçisi Arthur C. Tansley’in ekosistem adına verdiği birimler halindedir.
Belirli bir ortamda yaşayan canlıların tümüne biyosenoz, bunların barındıkları ortama da biyotop denir. Ekosistem bu ikisinin ilişkisi ortak tanımlanabilir; Biyotop + Biyosenaaa = Ekosistem

EKOSİSTEMLERİN BELİRGİN ÖZELLİKLERİ

Bir ekosistem biyosferin, bir bölümü ya da parçasıdır; büyüklüğü ya da genişliği çok değişik olabilir. Bir su birikintisi, bir buğday tarlası birer ekosistemdir. Fakat kurumuş bir ağaç kütüğü gibi son derece belirgin ve dar sınırlı öğeler de birer ekosistem parçası sayılabilir.

Ama kısıtlı ekosistemlerin genellikle zaman içinde sınırlı bir yaşamı vardır. Bu yüzden bunlar birer ekosistem parçası sayılır, sinüzit adıyla anılır. Bunun tam tersine Afrika savanaları ya da Avrupa’nın geniş yapraklı ormanları gibi, kimi ekosistemler çok geniş bölgeleri kaplar. İklimin denetimi altında bulunan kutuplardan ekvatora kadar az çok paralel bölgelere yayılan bu öğeler deformasyon (oluşum) veya biyom adıyla anılır. Bunlar, bir genel görünümün kendine özgü bir direy (fauna) ve bitey (flora) içeren karakteristik ana öğeleridir.

Boyutları ne olursa olsun, bir ekosistemin sınırları az çok belirgindir. Çoğunlukla birbirine komşu ekosistem arasında bir geçiş bölgesi (ekoton) vardır. Geçiş bölgesi, bir ormanın kıyı çizgisi gibi veya ekvator ormanından savanalara geçişte olduğu gibi yaygın bir bölge olabilir. Ekotonların belirgin özelliği, kendine özgü iklimi ve daha zengin direyidir. Bunun için, kıyı kuşu türlerinin sayısı kara ve açık deniz kuşlarınınkinden fazladır.
(Çünkü kıyı kesimi, anakara ile okyanus arasında bir ekoton oluşturur.)
Ekosistemlerin sınırlarının belirlenmesi, özellikle hayvan sayısı göz önünde bulundurulacak olursa, hiç de kolay değildir. Bu konuda birçok örnekleme ve istatistik verilerini değerlendirme yöntemleri bulunmuştur. Bu bakımdan, belli başlı hayvan türlerinin bolluğunu, dağılımını, yıllık çevrimlerini, sayılarının azalıp çoğalmasını, metabolizmalarını bilmek gerekir. Bu veriler ya yerinde ya da yetiştirme yoluyla elde edilebilir. Bu birinci aşama tamamlandıktan sonradır ki, ekosistemleri yapısını ve işleyişini incelemeye başlamak mümkün olabilir.

 

EKOSİSTEMLERİN EVRİMİ

Bir ekosistem, insana durağan gözükse bile, jeolojik ölçü içinde evrime uğrar. Nitekim, ılıman Avrupa’da, çıplak toprağa canlıların yerleşmesi, otsu bitkilerin öncü olarak yerleşmesiyle başladı. Sonradan bunun yerini, birbirini izleyen çeşitli bitki toplulukları aldı ve klimaks da denen son evrede ormanlar ortaya çıktı. Ekosistemlerin bu evrimi de bazı yasalarla yönetilir. Evrim süresinde ekosistemlerin karmaşıklığı giderek artar; türlerin sayısı çoğalır; canlı yığın büyür, genişler. Brüt üretkenlik canlının oranı azalır, brüt üretkenlik solunum oranı bire yaklaşır. Bunun sonucu olarak da net üretkenlik sıfıra yönelir. Klimaks evresindeki bir ekosistem kararlı bir durumdadır: canlı yığını artık büyümez.

EKOSİSTEM ÇEŞİTLERİ

Belirli bölgede bulunan ve birbiri ile dolaylı ya da dolaysız ilişkide olan canlılarla bu canlıların yer aldığı cansız çevre ekosistemi oluşturur. Doğada büyük ekosistemler ve bunların içerisinde de daha küçük ekosistemler bulunur. Tabiat farklı özellikte pek çok ekosistemin birleşmesinden oluşur. Kara ve su ekosistemi olmak üzere başlıca iki çeşit ekosistem bulunur. Kara ekosistemlerini çayırlar, çöller, mağara, step, tundra, ova, dağ gibi daha küçük olan ekosistem parçaları oluşturur. Su ekosistemlerini de okyanus, deniz, göl, ırmak, havuz, bataklık gibi ekosistem parçaları oluşturur. Çevredeki ekosistemlerin birleşmesiyle yeryüzünün doğal ortamı oluşmaktadır. Çevredeki her ekosistem çeşidinin kendisine has olan farklı fiziksel ve kimyasal özellikleri bulunur.

 

EKOSİSTEMDEKİ BOZULMALARIN ÇEVREYE ETKİLERİ

Ekosistemdeki bozulma bir bütün olan çevrenin yapı ve işleyişini olumsuz etkiler. Bazı varlıkların azalması diğer bazı varlıkların azalmasına da neden olur. Madde döngülerinin gerçekleşmesi zorlaşır. Sonuçta doğadaki enerji tükenmeye doğru gider.

1. Dünya Coğrafyasının Değişmesi
Ekosistemin yapı ve işleyişini oluşturan iklim, toprak, hava, bitki hayvan
gibi faktörlerin olumsuz yönde değişmesi çevrenin ekolojik özelliklerini de değiştirir.
— Uzun süren kuraklıklar sonucu bir ekosistemdeki bitki ve hayvan sayısı hızla azalır.
— Suların kirlenmesi sonucu suya ışık girişi azalır, suyun hava oranı düşer.
— Toprakta oluşan tahribat ve kirlenmeler önce bitkilerin sonrada diğer canlıların zamanla ölmesine neden olur.
— Ormanların kesilmesi ve yanması çevrenin çölleşmesine ve sonrasında küresel ısınmaya etkide bulunur.

2. İklimin Değişmesi
İklim şartlarının değişmesi, ekosistemdeki canlı yaşam ve dağılışını
etkiler. İklimi değişen bir bölgede bazı canlılar göç ederken, bazı canlılar ölür veya şartlara uymaya çalışır. Ozon tabakasının incelmesi, ormanların azalması, havanın kirlenmesi, yağışların azalması, çölleşmenin başlaması bir bölgedeki iklimin ve coğrafik yapının değişmesine etkide bulunur.

3. Erozyonların Oluşması
Toprağın su ve rüzgâr etkisiyle aşınıp, taşınmasına erozyon denir.
Çevredeki bitki örtüsünün azalması, şiddetli yağmurların yağması, karların kısa sürede erimesi, fırtınaların oluşması, toprağın yanlış sürülmesi, eğimli alanlardaki ormanların yanması gibi etkenler erozyonların oluşmasına neden olur. Erozyonlar sonucu bir bölgenin toprağı tahrip olur. Tarım toprağının ürün verimi azalır. Erozyonu önlemek için en etkili yöntem eğimli ve çorak toprakların ağaçlandırılmasıdır. Çünkü bitki kökleri toprağı tutarak erozyonla sürüklenmesini önler.
Erozyona uğrayan bir bölgede toprağın yapısı değişeceği için canlıların yaşamı da tehlikeye girer.

4. Su Kaynaklarının Azalması
Suların kirlenmesi ve kuruması sonucu çevredeki kullanılabilir su oranı
azalır. Çevredeki su kaynaklarının azalmasına, yağışların düşmesine, tarımsal verimin düşmesine ve hidroelektrik santrallerdeki enerji üretiminin kısılmasına neden olur. Bu durum canlıların beslenmesini olumsuz olarak etkiler.
Su oranı azalan topraklarda daha az sayıda bitki yaşar. Ortama uyan bazı hayvanlar bu topraklarda barınır. Kısacası çevre zamanla çölleşir. Doğal özelliklerini de zamanla kaybeder.

5. Enerji Kıtlığının Başlaması
Madenlerin azalması sonucu termik santraller, su kaynaklarının azalması
sonucu hidroelektrik santralleri, petrolün azalması sonucunda ulaştırma araçlarının kullanım oran ve verimi azalır. Enerji kıtlığının başlaması durumunda insanların sosyal yaşamı felç olur.
Besin zincirinin oluşumunu sağlayan enerji nakli gerçekleşemez. Ortamın biyolojik dengesi bozulur.

6. Canlı Çeşitliliğinin Azalması
Ekosistemdeki fiziksel ve kimyasal şartların değişmesi canlıların yaşama,
yayılış ve üremesini etkiler. Bozulan şartlara uyanlar yaşarken diğerleri yok olur. Çevredeki bitki sayısının azalması besin zincirindeki canlı tür ve sayısının azalmasına neden olur.
Örneğin, ormanların yanma ve kesilmesi sonucu buralarda barınan tüketici canlıların büyük kısmı ölür.

EKOSİSTEM ÇEŞİTLERİ

Ekosistemlerin incelenmesinde kara ve su olmak üzere başlıca iki büyük sistem ayırt edilebilir.
Bir su ekosistemi en küçük su birikintisinden okyanusa kadar değişen ortamlardaki karşılıklı ilişkileri kapsar. Ortamların farklılığına karşın, suyun canlılar üzerindeki etkisi bu ekosistemde yaşayan canlılarda benzer özellikler yaratmıştır. Hem su, hem çok daha karmaşık yaşam biçimlerinin gözlendiği kara ekosistemlerini tek tek incelemek olanaksızdır. Bu sistemlerin topluca incelenmesi ise birçok önemli ayrıntının, fiziksel ve kimyasal bileşenlerin canlıların değişik çevrelerin özelliklerine göre geliştirdiği uyum biçimlerinin, enerji akışı ve besin çevriminde ortaya çıkan özelliklerin göz ardı edilmesine yol açar. Bu nedenle canlıların yaşadığı çevreler belli tipler altında toplanarak incelenir. Genellikle su ekosistemleri deniz suyu ve tatlı su (ya da denizler ve iç denizler) olarak ayrılabilir. İç sularda kendi içinde durgun sular (göller) ve akarsular olmak üzere iki alt bölüme ayrılır.

Kara ekosistemleri yaşama ortamlarına ya da kara çevrelerine göre kutup bölgeleri ve tundra, kuzey ve ılıman bölge ormanları, çayır, otlak, çöl ve yarı çöl alanlar, cangıllar ve yağmur ormanları, savanlar ve öbür astropik ormanlar biçiminde ayrılır. Egemen bitki örtüsü temelinde belirlenen bu tiplerin yanı sıra değişik ölçütlere dayanarak farklı sınıflandırmalar da yapılmaktadır.

 

Aynı çevrede bulunan varlıkların tümüdür. Örneğin Uludağ ekosistemi denildiğinde; Uludağ da yaşayan tüm bitkiler, hayvanlar, bunların bulunduğu toprak, hava ve su anlaşılır.
Bir ekosistemde;
* Canlıların birbiriyle ve çevresiyle ilişkilerini inceleyen bilim dalı ekoloji,
* Aynı tür canlıların oluşturduğu topluluğa populasyon,
* Bir canlının içinde doğal olarak yaşadığı ve çoğaldığı yere de habitat denir.
BESİN ZİNCİRİ
Bir ekosistemde yaşayan canlılar üçe ayrılır. Bunlar üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılardır. Bu üç canlı grubu arasında besin ve enerji akışı vardır. Bu akışa besin zinciri denir. Besin zincirinin ilk halkasını üretici olan yeşil bitkiler oluşturur. Yeşil bitkiler ihtiyaçları dışındaki besini depolar. Bu depo edilmiş besini otçullar alırlar. Otçulları da etçiller yiyerek enerjiyi ve besini almış olurlar. Böylece besin ve enerji zincirinin bir halkasından diğerine geçer. Her gruptan bir diğerine geçerken enerjide azalma görülür. Bu nedenle üst gruplara gidildikçe canlı sayısı azalır.
Besin zincirinde bir basamak yok edilirse üsttekiler yok olur, alttakiler çoğalır.
Beslenme şekline göre canlılar ikiye ayrılır.
* Üreticiler ( ototroflar ) : Yeşil bitkilerdir. Besinlerini fotosentez yoluyla üretirler. Ürettikleri besinleri kendileri kullandıkları gibi fazlasını depo ederler.
* Tüketiciler ( heterotrof ) : Besinlerini hazır olarak alırlar. İnsanlar, hayvanlar, mantarlar, bakteriler, parazit canlılar bu gruba girer.
Besinlerini dışarıdan alan canlılardan hayvanlar üçe ayrılır.
*Otçullar: At, eşek, Tavşan
* Etçiller: Kurt, çakal, tilki, kaplan....
* Hepçiller: İnsan, ayı, balık, kaplumbağa....
Heterotrof canlılar, yaşam biçimlerine göre de üçe ayrılır.
1- Çürükçül yaşam ( saprofitlik) : Ölmüş bitki ve hayvan kalıntılarını parçalayarak besin sağlayan canlılara çürükçüller denir. Bakteriler ve mantarların büyük kısmı çürükçüldür. Çürükçüller, organik maddeleri parçalayıp inorganik maddelere dönüştürürler.
2- Ortak yaşam ( simbiyoz ) : İki veya daha fazla canlının bir arada yaşamasıdır. Ortak yaşamda yararlı birlikler, zararlı birlikler diye ikiye ayrılır.

   *Yararlı birlikler: Bu da kendi içinde tek taraflı yararlı birlikler, çift taraflı yararlı birlikler diye ikiye ayrılır.
*Tek taraflı yararlı birlikler de, canlılardan yalnız biri bundan yararlanır, diğeri zarar görmez. Köpek balığı ile dolaşan küçük balıklar.
*Çift taraflı yararlı birlikler de her iki canlı da birbirinden yararlanır. Likenler, azot bakterileri ile baklagiller.
Liken, su yosunu ile mantarın bir arada yaşamasından oluşur. Yosun, fotosentez yapar, besin ve oksijen üretip mantara verir. Mantar da yosuna su ve karbondioksit verir.
Zararlı birlikler ( parazitlik )
                           Bir arada yaşayan canlılardan birinin diğerine zarar vererek yaşamasıdır. İkiye ayrılır.
 *İç Parazitlik:  Tenya, bağırsak solucanı, hastalık yapan mikroplar.
 *Dış pazazit: Bit, pire, kene gibi canlılar.
 3 –Böcek yiyen canlılar : Azot ihtiyaçlarını böceklerden karşılayan bitkilerdir. İbrikotları ( nephentes ), diyonea ve diyoseralar dır.  
http://www.milliparklar.gov.tr/bolumler/avyaban/icerik/cakcan/yhgs_dosyalar/slide0018_image011.jpg
Biyolojik çeşitlilik Dünyadaki yaşamı oluşturan gen, tür ve ekosistem çeşitlerini içermektedir. Şu anda biyolojik çeşitliliğin sürekli bir kaybına tanık olmaktayız ve bunun doğal yaşam ile insan refahı üzerinde kökten etkileri bulunmaktadır. Başlıca sebepleri doğal habitatlarda meydana gelen değişikliklerdir. Bunlar tarımsal üretim sistemleri, inşaat, taş ocakçılığı, orman, okyanus, nehir, göl ve toprakların aşırı sömürüsü, yabancı türlerin istilaları, kirlilik ve — giderek daha fazla — küresel iklim değişikliğinden kaynaklanmaktadır. Avrupa biyolojik çeşitlilik kaybını 2010 yılına kadar durdurmak için bir hedef belirlemiştir. Yeni AÇA değerlendirmeleri, önemli ek politika girişimleri olmaksızın, bu hedefe erişmenin mümkün olmadığını göstermektedir.

İnsanlığın kendisi de biyolojik çeşitliliğin bir parçası olup, çeşitlilik olmaksızın biz de var olamazdık. Yaşam kalitesi, ekonomik rekabet gücü, istihdam ve güvenlik; hepsi bu doğal sermayeye bağımlıdır. Biyolojik çeşitlilik 'ekosistem hizmetleri', yani doğanın sunduğu hizmetler için hayati önem taşımaktadır: iklimin düzenlenmesi, su ve hava, toprak verimliliği ve gıda, yakıt, elyaf ve ilaç üretimi. Tarım ve balıkçılığın uzun vadeli yaşama kapasitesinin korunması için esas olup, pek çok endüstriyel sürecin ve yeni ilaçların üretiminin temelidir.

Avrupa'da, en az 5.000 yıl önce tarım ve hayvancılığın yayılımından beri insan faaliyeti biyolojik çeşitliliği şekillendirmiştir. Tarım ve sanayi devrimleri arazi kullanımında dramatik ve hızlanan değişimlere, tarımın yoğunlaşmasına, kentleşmeye ve arazi terkine yol açmıştır. Bu da sırası geldiğinde biyolojik çeşitlilik açısından zengin alanların korunmasına yardımcı olan pek çok pratiğin (örneğin geleneksel tarım yöntemlerinin) çöküşüyle sonuçlanmıştır.

Avrupa'nın yüksek düzeydeki kişi başına tüketim ve atık üretimi, ekosistemler üzerindeki etkimizin kıtamızın çok ötesine geçtiği anlamına gelmektedir. Avrupa yaşam tarzları bütün dünyadan kaynak ve mal ithalatına son derece bağımlı olup, genellikle doğal kaynakların sürdürülebilir olmayan kullanımını teşvik etmektedir. Bu da daha sonra sosyal ve ekonomik kalkınmanın temeli olan doğal sermaye kaynaklarına zarar vermektedir.

Hala bizi kuşatan harikulade yaşam çeşitliliğini yeniden dokuyarak, onarım çağını başlatmaktan daha heyecan verici bir amaç olamaz.

Edward O. Wilson, 'Yaşamın Çeşitliliği', 1992

Biyolojik çeşitliliğin kaybı, yeryüzünde yaşamı destekleyen ekosistem hizmetlerinin bozulmasına kökten bağlıdır.

http://arsiv.ntvmsnbc.com/modules/slideshow/VeInsan20061020/images/01.jpg

Ekosistemin Bozunma Nedenleri
1- Ekosistemlerin Bozulma Nedenleri (Çevre Sorunları) :

Çevre sorunları, insanların yaşadığı problemlerden biridir çevre sorunlarının yani ekosistemlerdeki bozulmaların bir kısmı doğal yolla, bir kısmı da insan etkisiyle oluşur.
İnsanlara ve ekosistemlere zarar veren doğal kaynaklı bozulmalar, su, toprak ve hava hareketleriyle oluşur. Su taşkınları, depremler, erozyon, volkanik hareketler (yanardağ patlamaları), fırtına, kasırga, uzun siren kuraklık ekosistemlerin bozulmasına yol açan doğal afetlerdir.
İnsanlar, bulundukları ekosistemlerdeki (çevrelerindeki) canlı ve cansız varlıkları etkileyerek ekosistemlerin bozulmasına yol açarlar. İnsanlar, ekosistemlerdeki doğal varlıklarla iç içe yaşarken zamanla teknolojinin gelişmesi ve doğal kaynakların bilinçsiz kullanılması sonucu doğanın dengesi bozulmuş ve birçok çevre sorunu ortaya çıkmıştır.
Hızlı nüfus artışı, bilinçsiz sanayileşme, düzensiz şehirleşme, doğal kaynakların bilinçsiz kullanılması, nükleer silahlar ve nükleer santral patlamaları, biriktirilmiş suların (barajlardaki suların) taşkınlara neden olması, orman tahribatı ve çığ gibi olaylar doğal denge üzerinde olumsuz etkiler yaparak çevre kirliliğine yani ekosistemlerin bozulmasına yol açan insan kaynaklı faktörlerdir.
Hava kirliliği, su kirliliği ve toprak kirliliği ve nükleer kirlilik çevre kirliliği sonucu oluşan kirlenmelerdir.

2- Çevre Kirliliğine Neden Olan (İnsan Kaynaklı) Faktörler :

a) Orman Tahribatı :
Orman yangınları, ihmal, dikkatsizlik, kaçak yapılaşma ve arazi açmak için ağaçların bilinçsizce kesilmesi gibi sebepler yüzünden ormanlar tahrip olmaktadır. Bunun sonucunda ekosistemlerin doğal dengesi bozulmakta, ormanda yaşayan canlı türleri ve bu türlerin habitatları yok olmakta, toprak zenginliği kaybolmaktadır.
(Ülkemizde orman yangınlarının kayıtları 1937 yılında tutulmaya başlanmıştır. Bu kayıtlara göre yaklaşık 1,5 milyon hektar ormanlık alan yok olmuştur).

b) Çığ :
Yüksek yerlerdeki karların şiddetli ses etkisiyle dağın yamaçlarına yuvarlanmasına çığ denir. Eğimli arazi üzerinde birikmiş büyük kar örtüsü, yer çekimi etkisiyle kaydığında çığ oluşur. Çığ genellikle bitki örtüsü olmayan, dağlık eğimli arazilerde görülür. Çığlar beraberinde toprak, taş ve ağaçları da sökerek götürür. Bu şekilde meydana gelen aşınma ve taşınma, toprağı verimsizleştirerek canlıların yaşamını tehlikeye sokar. Çığlar, tarım alanlarının veriminin düşmesine ve su kaynaklarının kirlenmesine neden olur.

c) Nükleer Silahlar ve Nükleer Santral Patlamaları :
Nükleer silahlar, nükleer kazalar ve bu kazalar sonunda ortaya çıkan nükleer atıklar kirlenmeye sebep olur.
(1986 yılında yaşanan Çernobil Nükleer Enerji Santrali Kazası’nın yarattığı olumsuz etkiler, bu kirliliğin en canlı örneğidir. Bu olaydan ülkemizin en çok Karadeniz Bölgesi’nin etkilendiği tespit edilmiştir).

d) Biriktirilmiş Suların Taşkınlara Yol Açması :
Barajların yıkılması sonucu oluşan taşkınlar, bitki örtüsüne, ekili alanlara toprağın verimli tabakasının taşınmasına neden olur.

e) Aşırı Nüfus Artışı :
Bir bölgedeki ya da ekosistemdeki nüfus artışını ya da azalışını o ekosistemdeki göçler, doğum ve ölüm olayları belirler. Nüfus artışının az olduğu dönemde insan tarafından çevreye verilen zarar doğal yollarla kendiliğinden düzeltilebiliyordu. Nüfus artışı fazla olduğu için;
• Doğal kaynaklar aşırı kullanıldı.
• Barınma amacıyla yeşil alanlar yok edildi.
• Büyük kentler çevre kirliliğine yol açtı.
• Araçların egzoz gazları hava kirliliğine yol açtı.
• Soğutucularda kullanılan karbon maddesi ozon tabakasını inceltti.
• Tarımsal alanlarda yapılan ilaçlamalar yararlı böcekleri de yok etti.
• Evsel atıklar, lağım suları ve sanayi atıkları çevreyi kirletti.
• Tarımda üretimi arttırmak için aşırı kullanılan gübreler çökerek toprağın ve yeraltı sularının kirlenmesine yol açtı.

f) Plansız Sanayileşme :
Nüfusun hızla artması sonucu sanayi gelişmiş ve bunun sonucu çevre (hava, toprak, su) zarar görmüş, kirlenmiştir.
• Tarla ekmek için orman arazilerinin kesilmesi.
• Artan kereste ihtiyacı nedeniyle ormanların kesilmesi.
• Fabrika bacalarına filtre takılmaması.
• Fazla ürün elde etmek için tarımda aşırı gübreleme ve ilaçlama yapılması.
• Fabrika atıklarının arıtılmadan suya ya da toprağa verilerek su ve toprağı kirletmesi.

g) Doğal Kaynakların Bilinçsiz Kullanılması :
Bir ekosistemdeki hava, toprak, su, hayvanlar, bitkiler, yeraltı zenginlikleri ve doğal güzellikler o ekosistemdeki doğal kaynakları oluştururlar. Doğal kaynakların bilinçsiz kullanılması çevre kirliliğine yol açar.
• Kimyasal ve biyolojik silahların kullanılması.
• Gereksiz tarım ilaçları ve böcek öldürücülerin kullanılması.
• Soğutucuların ve spreylerin fazla kullanılması.
• Ev ve sanayi atıklarının çevreye dağılması.
• Nükleer silahların ve radyasyona yol açan maddelerin kullanılması.
• Kalitesiz fosil yakıtların (kömür, petrol, doğal gaz) kullanılması.

3- Çevre Kirliliğinin Sonuçları :
Hava kirliliği, su kirliliği ve toprak kirliliği ve nükleer kirlilik çevre kirliliği sonucu oluşan kirlenmelerdir.

a) Hava Kirliliği :
Atmosferde bulunan zararlı gazların (karbon oksitleri, kükürt oksitleri ve azot oksitleri) miktarının artmasına hava kirliliği denir. Hava kirliliğinin canlı ve cansız varlıklar üzerinde olumsuz etkileri vardır.
Havayı katı ve gaz halindeki maddeler kirletir. Sanayi tesislerinden filtre edilmeden bırakılan gazlar, araç egzozlarından çıkan gazlar, fosil yakıtların (petrol, kömür ve doğal gaz) yanmasından oluşan gazlar (evlerin ısıtılmasında, taşıtlarda ve sanayi tesislerinde fosil yakıtların aşırı kullanılması sonucu) hava kirliliği oluşur. Hava kirliliği sonucu asit yağmurları oluşur, sera etkisi artar ve ozon tabakası delinir. Sera etkisi ve ozon tabakasındaki incelme, iklim üzerinde tüm Dünya’da (küresel boyutta) değişikliklere yol açar.
Kullanılan fosil yakıtların oluşturduğu katı ve gaz halindeki atıkların (fosil yakıtların yanması ile havaya karışan karbon oksitleri, kükürt oksitleri ve azot oksitleri), suya ve su döngüsüne karışması sonucu bu atıkların yağış olarak yeryüzüne inmesine asit yağmuru denir.
Güneş’ten gelen ışınların bir kısmı yeryüzü tarafından soğurulurken bir kısmı da uzaya geri yansır. Yeryüzünden yansıyan bu ışınların bir kısmı, atmosferde soğurularak havanın ısınmasına sebep olur. Güneş ışınlarının bir kısmının uzaya gönderilmesinin engellenmesine sera etkisi denir. Sera etkisine neden olan gazların (başta karbondioksit olmak üzere) miktarının artması, soğurulan güneş ışınlarının miktarının artmasına sebep olur. Bunun sonucunda atmosferin ve Dünya’nın sıcaklığı aşırı yükselir. Atmosferdeki sera etkisinin artmasına küresel ısınma denir. Küresel ısınma sonucunda buzullar erimeye ve okyanuslardaki su seviyeleri yükselmeye başlar ve küresel çölleşme gerçekleşir.
Hava kirliliğine sebep olan (flora klora karbon gibi itici ve soğutucu olarak kullanılan) gazlar ozon tabakasının incelmesine sebep olur. Ozon tabakasının incelmesi sonucu Güneşin zararlı ultraviyole ışınları yeryüzüne ulaşır ve bu ışınlar biyolojik çeşitliliği olumsuz etkiler ve canlıların bağışıklık sistemini bozar. (Flora klora karbon gibi itici ve soğutucu olarak kullanılan gazların kullanılmaması konusu Brezilya'da ulusların imzasına açılmış ve iki ülke bu antlaşmayı imzalamıştır. Bu ülkeler Türkiye ve A.B.D.dir).

1- Havanın Canlılar İçin Önemi (*) :
1- Canlılar havasız yaşayamaz.
2- Solunum için bazı canlılar (insanlar ve oksijenli solunum yapan canlılar) oksijene ihtiyaç duyarlar. Havadaki oksijen, suya ve toprağa geçer, buradaki canlılarda oksijen kullanır.
3- Yeşil bitkiler, fotosentez yaparken havadaki karbondioksiti kullanır ve oksijen üretir.
4- Havanın azotu bazı bitkiler tarafından, (azot bağlayıcı) bakteriler yardımıyla alınarak protein yapımında kullanılır. (Canlıların temel yapısını proteinler oluşturduğu için önemlidir).
5- Havadaki su buharı canlılar için gereklidir.

2- Hava Kirliliğinin Etkileri (*) :
1- Solunum sistemi hastalıklarına neden olur. (Astım, bronşit, akciğer kanseri).
2- Yeşil alanlar yok olur, tarım ve hayvancılık olumsuz etkilenir.
3- Dolaşım sistemi hastalıklarına neden olur. (Kalp yetmezliği, damar tıkanıklığı).
4- Kağıt, kumaş, sanat eserleri, tarihi kalıntılar, araçlar ve evlerin yıpranmasına neden olur.
5- Kirli havada biriken kurşun oranı saçların dökülmesine neden olur.
3- Hava Kirliliğinin Önlenmesi (*) :
1- Sanayi tesisleri katı, sıvı ve gaz atıklarını arıtarak doğaya bırakmalıdır. (Yönetim bu gereçler için sanayi kuruluşlarına uzun vadeli ve düşük faizli krediler vererek kontrolü çevre örgütlerine devir etmelidir).
2- Havayı kirletmeyen doğal gaz, rüzgar, güneş enerjisi ve nükleer enerji gibi enerji kaynakları desteklenmelidir.
3- Bacalardan ve egzozlardan çıkan gazlar, yenilenebilir enerji kaynakları kullanılarak zararsız hale getirilmelidir.
4- İnsanların yeşil bitkileri ve ormanları kullanmaları sağlanarak, yeşil alanlar çoğaltılmalıdır. (Evlerin çevrelerinin beton duvarlarla çevrilmesi yasaklanarak, belediyeler aracılığı ile mülklerin yeşil bitkilerle sınırlandırılması sağlanmalıdır).

b) Su Kirliliği :
Sanayi kuruluşlarının ve enerji üretim santrallerinin atıkları, nüfus artışı, şehirleşme, deniz taşımacılığı ve kazalar, asit yağmurları, foseptikler, çöplükler, tarımda kullanılan ilaçlar, doğal ve yapay gübreler su kirliliğine neden olur.
Su kirliliği, tüm canlıların hayatını tehlikeye sokar. İçme ve kullanma suları daima temiz olmalıdır. Su kirliliğinden dolayı deniz, göl ve akarsularda her türlü üretim düşer, içme ve kullanma suyu bulmakta güçlük çekilir, suya bağlı ekosistemlerde doğal denge bozulur.
Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan deniz kirliliği de önem taşımaktadır. Sakarya ve Gediz Nehirleri, Akşehir Gölü ve Tuz Gölü, İzmit ve İzmir Körfezleri ile Marmara Denizi ülkemizde su kirliliğinin görüldüğü yerlerdendir.

c) Toprak Kirliliği :
Yerleşim alanlarından çıkan atıklar ve çöpler, sanayi atıkları, egzoz gazları, kimyasal (organik ve mineral) gübreler, tarımla mücadele ilaçlarının kullanımı, yanlış arazi kullanımı, su ve rüzgar erozyonu, ile ulaşım ağı toprak kirliliğine neden olur. Bir yerde belirli kalınlıktaki toprağın oluşabilmesi için milyonlarca yıl geçmesi gerekmektedir Bunun için doğal kaynaklardan biri olan toprağın çok iyi korunması gerekir.
Son yıllarda (yirminci yüzyılın başından itibaren) modern tarıma geçilmesi ve sanayileşmenin hızlanması ile birlikte, toprak kirliliği de bir çevre sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Toprak kirliliği ürün kalitesinin düşmesine, topraktaki organik ve inorganik maddelerin azalmasına ve dolayısıyla ekosistem dengesinin bozulmasına yol açabilmektedir.


4- Çevre Kirliliğinin Sonuçları :
Çevre kirliliği sonucu;
1- Dünya’nın coğrafyası değişir.
2- Dünya’nın iklimi değişir.
3- Erozyonlar oluşur ve toprağın verimini düşürür.
4- Su kaynakları azalır ve kurur.
5- Enerji kıtlığı başlar.
6- Biyolojik çeşitlilik (canlı çeşitliliği) azalır.
7- Beslenme sorunu doğar.
5- Çevreyi Korumak İçin Alınacak Önlemler :
1- Sanayileşmede çevreye zarar vermemek için gerekli tedbirlerin alınması gerekir.
2- Canlı türlerinin ve nesillerinin devamının sağlanması gerekir.
3- Bilinçli tarım yapılması gerekir.
4- Ormanların yok edilmemesi gerekir.
5- Su kaynaklarının kirletilmemesi gerekir.
6- Geri dönüşümlü ürünlerin kullanılması gerekir.
7- Tüketim maddelerinin geri dönüştürülebilecek şekilde kullanılması gerekir.
8- Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması gerekir.
9- Yenilenemez enerji kaynaklarının kullanılmaması gerekir.
10- Eğitime önem verilmesi ve tutumlu olunması gerekir.
11- Sürdürülebilir kalkınma yapılması gerekir.


 

28123
0
0
Yorum Yaz